Bu yazı kaleme alınırken NBA’de bazı takımlar dört, bazı takımlar beşinci maçlarını geride bırakmış olacak. Haliyle, oyun anlayışlarında geçen seneye göre yaşanan değişimler de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Sezonun bu ilk yazısında, Doğu ve Batı Konferansı’na 5-0’la başlayan takımlardan söz edelim.

Miami Heat Daha Farklı

Geçen sezonun başında Lebron-Wade-Bosh üçlüsünü aynı çatı altında toplayan Miami, güç bela NBA finaline kadar gelmeyi başarsa da, Dallas Mavericks’e boyun eğmekten kurtulamamıştı. Bu kadroya göre başarısızlık olarak nitelendirilebilecek bu sonuçta, en büyük pay koç Spoelstra’ya biçildi kuşkusuz, ama onun elinde gerçek anlamda ‘şampiyon’ bir kadro var mıydı, bunu da incelemek gerekiyor.

Kulağa uzaktan oldukça hoş gelen süper üçlü, aslında iş ‘gerçek’ maçları kazanmaya geldiğinde o kadar da süper bir iş çıkarmadı. Wade’i bu konuda bir kenara ayırmak gerekse de, Bosh’un büyük maçların bir kısmında “yok olma” özelliği, Lebron’un topun el yaktığı zamanlarda gerçek anlamda elinin yanmasıyla birleşince, ortaya kadro kalitesinden uzak bir takım çıkıyordu. Ayrıca bu üç oyuncunun yanında yer alacak belki de en sağlam harç, Udonis Haslem, sakatlığı sebebiyle sezonun büyük bölümünü kaçırmıştı. Bütün bunlar bir araya gelince, Dallas gibi takım olmayı başarabilen bir ekibe kaybedilmesi kaçınılmaz oldu. Peki, bu sezonun başında neler değişti de Miami, sezonu 5-0’la franchise rekoru kırarak açtı?

Öncelikle oyun tarzındaki değişimle başlamak lazım. Beş aylık tatil döneminde Spoelstra’nın başına ne düştü bilinmez ama 1997’den beri Heat çatısı altında çalışan koç, bu dönem içindeki belki de en doğru kararını vererek, takımının en iyi olduğu alanı etkin biçimde kullanmasını sağlıyor: Açık saha. Spoelstra, elinde Lebron ve Wade gibi ligin en atlet iki oyuncusu varken, onları sette ‘iyi birer oyuncu’ seviyesine düşürmekten vazgeçmiş gibi görünüyor. Bu sezon reboundu aldığı anda ok gibi ileri fırlayan bir takım görüyoruz sahada. Bu değişiklikler de ligin bütün defanslarının büyük sorunlar yaşayacağı anlamına geliyor.

Değişimin en çarpıcı göstergesi: Geçen sezon maç başına 3.5 üçlük kullanan ve bunlarda %33 isabet bulan Lebron’un bu sezon geride kalan beş maçta denediği toplam üçlük sayısı, bir. Rakamla 1… Bunun neye işaret ettiği çok açık. (Bu kadar zamandır konuşuyoruz, bir kere Lebron yüzük şakası yapmadık.) Artık zayıf yönlerini gizlemeye, güçlü yönleriyle karşısındakini parçalamaya karar vermiş bir süperstar var karşımızda. Bu arada, gerçek anlamda parçalamaktan bahsediyorum, yoksa Henderson’un kafasına bastığı smacı başka nasıl açıklayabiliriz…

Cole Piyangosu

Bu sezonun Heat adına farklı geçeceğinin bir diğer sinyalini de, aslında Chicago Bulls tarafından 28’inci sıradan draft edilen, fakat draft gecesi yapılan anlaşmalarla kendisini önce Timberwolves’da bulan, sonra da Heat’in yolunu tutan oyun kurucu Norris Cole’den alabiliriz.

Beş maç tabii ki bir oyuncuyu değerlendirmek için kısa bir süreç, ama görünen o ki, Heat turnayı gözünden vurmuş. Geçen sezon birçok maçta Bibby-Chalmers ikilisinden beklediği katkıyı alamayan Heat’in artık bu bölgede bambaşka silahlara sahip bir kozu daha var. Delicilik konusunda takımın geri kalanına uyum sağlayıp korkusuzca potaya gidebilen bir oyuncu Cole. Bu özelliğiyle Chalmers’la birbirini daha çok tamamlayan bir ikili olacakları aşikar. Sezon başında Mike Bibby’den kurtulan Heat, 23 yaşındaki çaylakla bu boşluğu kapatmış, hatta üstüne biraz daha eklemiş gibi gözüküyor.

Bu kısaltılmış normal sezon Heat’in hakimiyetiyle geçecek gibi, ama işlerin sertleştiği play-off’ta bunu sürdürebilirler mi, zaman gösterecek. Şimdiden kesin olan tek bir şey varsa, o da Heat’in şampiyonluğa geçen sezona nazaran daha yakın olduğu…

Westbrook’a Rağmen Thunders

Geçen sezon Dallas Mavericks tarafından mağdur edilen bir başka takım Oklahoma City Thunders… Sezona 5-0’la başlamaları yanısıra, bir sezon daha tecrübe kazanan genç kadroları, bu sene Batı finalinin de ötesine gidebileceklerine işaret ediyor. Bana kalırsa, takımın en önemli silahlarından biri, aynı zamanda şampiyonluk yolundaki en büyük engeli teşkil ediyor…

Evet, doğru tahmin ettiniz, Russell Westbrook’tan bahsediyorum. Ligin en iyi oyuncuları arasına girecek yeteneklere rahatlıkla sahip olan bu genç arkadaşımızın sorunu da, kendisine biçilen oyun kurucu rolünde başlıyor.

Westbrook, delicilik ve ilk adım hızı açısından ligin belki de en iyisi, fakat, oyun kuruculuk çok daha fazlasını talep ediyor. Oyun görüşü bu kadar yetersiz olan bir oyuncudan da, bu denli genç bir takımı saha içinde organize etmesini beklemek, maalesef hayacilikten öteye gitmiyor.

Bütün bu sorunları ayyuka çıkaran ise, Memphis maçını 13’te 0 saha içi isabetiyle geçiren Westbrook’un, maç esnasındaki bir mola sırasında Sefolosha’ya salladıktan sonra, Durant’le ağız dalaşına girmesi… Olay şimdilik örtbas edilse de, Westbrook acilen aklını başına toplamalı. Yoksa çözüm çok basit olabilir. İlk akla gelen, en yakın arkadaşı Perkins’in Thunder’a takas edilmesiyle birlikte Celtics yönetimine tavır alan Rondo’nun, Thunders’a katılması. Tamamen benim tarafımdan uydurulan bu takas, Thunder’a, şampiyonluk kapısını sonuna kadar aralayacak hamle olabilir.

8 Ocak 2012 – Sporosfer